Âdem
Aleyhisselâm Dâvud
Aleyhisselâm Elyesa
Aleyhisselâm Eyyub
Aleyhisselâm Harun
Aleyhisselâm Hızır
Aleyhisselâm Hud
Aleyhisselâm ibrahim
Aleyhisselâm idris
Aleyhisselâm ilyas
Aleyhisselâm Îsa
Aleyhisselâm ishak
Aleyhisselâm ismail
Aleyhisselâm işmoil
Aleyhisselâm Lokman
Hekim Lut
Aleyhisselâm Musa
Aleyhisselâm Nuh
Aleyhisselâm Salih
Aleyhisselâm Süleyman
Aleyhisselâm Şem'ûn
Aleyhisselâm Şit
Aleyhisselâm Şuayb
Aleyhisselâm Uzeyr
Aleyhisselâm Yahya
Aleyhisselâm Yakub
Aleyhisselâm Yunus
Aleyhisselâm Yusuf
Aleyhisselâm Yuşa
Aleyhisselâm Zekerriya
Aleyhisselâm Zülkarneyn
Aleyhisselâm Zülkifl
Aleyhisselâm
|
ŞUAYB
ALEYHİSSELÂM
Medyen ve Eyke ahâlisine gönderilen peygamber. İbrâhim
aleyhisselâm veya Sâlih aleyhisselâmın neslindedir. Soyu anne
tarafından Lût aleyhisselâmın kızına ulaştığı ve Eyyûb
aleyhisselâmla teyze oğulları oldukları rivâyet edilmiştir. Mûsâ
aleyhisselâmın kayınpederidir. Kavmine güzel söz söylemesi, tatlı ve
tesirli hitâb etmesi sebebiyle kendisine Hatib-ül-enbiyâ
(peygamberlerin hatibi) denildi. İnsanlara İbrâhim aleyhisselâma
bildirilen dinin emir ve yasaklarını tebliğ etti.Arabistan
Yarımadasının kuzeybatısında Hicâz'la Filistin arasında Kızıldeniz
sâhilinde yer alan Akabe körfezinden Humus Vâdisine kadar uzanan
Medyen bölgesinde doğup büyüyen Şuayb aleyhisselâm, o kavmin asil
bir âilesine mensuptu. Gençliği, dedelerinden Medyen adlı bir şahsın
etrâfında toplandıkları için bu adla anılan Medyen halkı arasında
geçen Şuayb aleyhisselâm, azgın ve sapık kavmin kötülüklerinden yzak
yaşar, babasından kalan koyunlarıyla meşgul olur ve namaz kılardı.
Medyenliler atalarının doğru yolunda ayrılmışlar ve kötü yollara
sapmışlardı. Allahü teâlâya imân ve ibâdet etmeyi bırakmışlar, kendi
elleriyle yaptıkları putlara ve heykellere tapıyorlardı. Medyen,
ticâret kervanlarının gelip geçtiği yollar üzerinde olduğundan
ticâretle uğraşıyorlardı. Yaptıkları alış-verişte muhakkak hile
yapıyorlardı. Yiyecek maddelerini alıp, stok yapıyorlar, pahalanınca
fâhiş fiyatla satıyorlardı. Ölçü ve tartı için iki değişik ölçek
kullanıyorlar, alırken büyük ölçekle alıyorlar, satarken küçük
ölçekle veriyorlardı. İnsanların yollarını kesiyorlar, onların
mallarına zorla el koyuyorlardı. Yol üstünde durup, bilhassa yabancı
ve gariblerin mallarını çeşitli hilelere başvurarak ellerinden
alıyorlardı. Ayrıca sâhip oldukları pekçok nimetin şükrünü yapmayıp,
nankörlük ediyorlardı. Allahü teâlâ onlara, doğru yola dâvet etmek
için Şuayb aleyhisselâmı peygamber olarak gönderdi. Şeayb
aleyhisselâm onlara nasihatlerde bulunup, Allahü teâlâya şirk
koşmamalarını ve yanlızca o'na ibâdet etmelerini, alış-verişte, ölçü
ve tartıda haksızlık ve hile yapmamalarını, yeryüzünde bozgunculuk
yapmamalarını söyledi. Kötülüklere devâm ettikleri takdirde azâba
uğrayacaklarını, vazgeçtikleri takdirde mükâfâta kavuşacaklarını
söyledi. Fakat azgın Medyen kavmi, Şuayb aleyhisselâmın sözlerini
dinlemeyip, ona karşı çıktılar. Ona inananları tehdit ettiler. Şuayb
aleyhisselâm, bütün sıkıntı, eziyet ve horlamalara rağmen,
Medyenlileri doğru yola dâvete devâm etti. İbret olarak isyânları
sebebiyle helâk edilen Nûh aleyhisselâmın gönderildiği kavmin, Hûd
kavminin, Lût kavminin başına gelen azapları ve helâk olmalarını
anlattı. İnkârdan vazgeçip imân etmelerini, mağfiret dilemelerini,
aksi hâlde kendilerinin de isyân edip, helâk olan kavimler gibi
azâba düşeceklerini ve helâk olacaklarını aöık bir lisanla anlattı.
Onun peygamberliği Şam'a kadar duyulmuştu. Pekçok kimse gelerek
Şuayb aleyhisselâma imân etmekle şereflendiler. Fakat Medyenliler
yolda durup, Şuayb aleyhisselâma gelenlere mâni olmaya çalıştılar.
Şuayb aleyhisselâmı ve ona inananları kendi sapık dinlerine
dönmedikleri takdirde yurtlarından çıkaracaklarını söyleyip, tehdit
ettiler. Şuayb aleyhisselâm azgın Medyen halkının, bütün
nasihatlerine rağmen imâna gelmelerinden ümit kesince, onları Allahü
teâlâya havâle etti. Şuayb aleyhisselâm Allahü teâlâya; ''Yâ Rabbi!
Bizimle kavmimiz arasında hak ile hüküm ver. Sen hükmedicilerin
hayırlısısın.'' diye duâ etti.
Azgınlıklarına ve inananlara
karşı düşmanlıklarına devâm eden Medyen halkı üzerine, Allahü teâlâ
azâp gönderdi. Cebrâil aleyhisselâmın bir sayhası ve bir zelzeleyle
onların hepsini helâk etti. Hepsi yok oldular. Sanki onlar o beldede
yaşamaışlardı. Şuayb aleyhisselâm ve ona inananlar kurtulup Medyen'e
yakın bir yerde, yeşillik, ağaçlık ve bolluk içinde bir şehir olan
Eyke'ye giderek, oradaki insanlara doğru yolu göstermekle
vazifelendirildi. Medyen halkının bütün husûsiyetlerini taşıyan Eyke
halkı, parayı tartı ile alırlar, kenarlarından kırptıktan sonra,
tâne ile verirlerdi. Alış-verişlerinde karşı tarafdakine muhakkak
zarar verirler ve onu aldatırlardı. alırken ucuz ve fazla fazla
alırlar, satarken pahalı ve eksik verirlerdi. Yolcuları soyarlar,
putlara taparlardı. Şuayb aleyhisselâma inanmak için gelenleri vaz
geçirmek için çalışırlar, Şuayb aleyhisselâma yalancı derlerdi.
İstekleri olmazsa, tehditte bulunup, eziyet ederlerdi. Şuayb
aleyhisselâm Eyke halkını Allahü teâlâya imân ve ibâdet etmeye dâvet
etti. Eyke halkı Şuayb aleyhisselâmdan mûcize istediler. Şuayb
aleyhisselâm çevredeki putlara hitâp edip; ''Rabbiniz kimdir? Ben
kimim? Söyleyin!'' dedi. Taş ve ağaçtan yapılmış cansız birer varlık
olan putlar dile gelip; ''Rabbimiz ve yaratıcımız Allahü teâlÂdır.
Yâ Şuayb! sen ise Allahü teâlânın peygamberisin!'' dediler ve
kâidelerinden yere düşüp paramparça oldular. Bir mûcize karşısında
bâzı kimseler imâna geldi. İnanmayanlar da azgınlıklarını daha da
arttırdılar. Şuayb aleyhisselâm son defâ ikâz edip, puta tapmaktan
vaz geçmelerini, Allah'a imân etmelerini ölçü ve tartıda adâletli
olmalarını ve her türlü zulümden vazgeçip, kurtulmalarını söylediyse
de inkâr edip inanmadılar. Alay ettiler, yalancısın, sihirbazsın,
büyülenmişsin dediler. İmân etmeyeceklerini açıkca söyleyip; ''Eğer
sen doğru sözlüysen, bize gökten azap indir.'' dediler. Şuayb
aleyhisselâm bu azgın kavmi Allahü teâlâya havâle etti. Allahü teâla
onlara isyanları sebebiyle şiddetli bir azap göndererek hepsini
helâk ettiler. Önce ortalığı kasıp kavuran şiddetli bir sıcaklığa
tutuldular. sular fokur fokur kaynadı. Susuzluktan kıvranıyorlar
sıcak suları içtikçe içleri yanıyordu. Çâresizlikten gölge ve içecek
su arıyorlar, bir tarafdan bir tarafa koşuyorlardı. Bu hâl yedi gün
devâm etti. Sekizinci gün ufukta koyu gölgeli siyah bir bulut çıkıp
yükseldi. Bunu gören Eykeliler serinlemek için koşup hepsi bulutun
altında toplandılar. Onlar bulutun altına toplanır toplanmaz
buluttan üzerlerine şiddetli bir ateş yağmaya başladı ve hepsi ateş
altında helâk olup, gittiler. Eykelilerin helâl edildiği bugün,
Kur'ân-ı kerimde (gölge günü) olarak bildirilmekte ve meâlen şöyle
buyurulmaktadır: ''O gölge (zılle) gününün azâbı onları
yakalıyıverdi. Gerçekten o azap büyük bir günah azâbı idi.'' (Şuarâ
sûresi:189) Şuayb aleyhisselâm, Eyke ahâlisinin helâk olmasından
sonra, inananlarla birlikte Medyen'e gidip yerleşti. İnananlardan
birinin kızıyla evlendi. İki kızı oldu. Kızlar büyüdü. Kendisi iyice
yaşlandı. Allah korkusundan çok göz yaşı döktü. Gözleri zayıfladı,
vücudu kuvvetten düştü. bu sırada Mısır'dan çıkıp Medyen'e gelen
Mûsâ aleyhisselâm, kuyu başında koyunlarını sulamak için bekleyen
Şuayb aleyhisselâmın kızlarına yardım ederek, koyunlarını suladı.
Şuayb aleyhisselâm ücret vermek için onu evine dâvet etti. Onu emin
güvenilir bir kimse olarak görüp, koyunlarına çoban tuttu. Sekiz
sene koyunlarını gütmesi şartıyla kızlarından birini ona nikâhladı.
Mûsâ aleyhisselâm orada on sene kaldı. Çocukları oldu. Daha sonra
Mısır'a göç etti. Sıhhati düzelip gözleri açılan Şuayb aleyhisselâm,
her sene Medyen'den Mısır'a giderek kızı va damâdını ziyâret etti.
Bir müddet sonra da orada vefât etti. Vefâtından 300 yaşında olduğu
rivâyet edilmiştir.
Şuayb aleyhisselâm çok namaz kılardı.
Tevrât'ta ismi Mikâil olarak bildirilmiştir. Kur'ân-ı kerimde A'râf,
Şuarâ, Hûd ve Ankebût sûrelerinde Şuayb aleyhisselâm, Medyen ve Eyke
kavimleri hakkında âyet-i kerimeler mevcuttur. Şuayb aleyhisselâmın
altı çeşit mûcizesi vardır.
Mûcizeleri: 1-Hazret-i Şuayb'ın duâsı
bereketiyle, koyunlardan doğmuş siyah kuzuların hepsi beyaz
olmuştur. 2- Hazret-i Şuayb'ın duâsı bereketiyle taşlar toprak
olmuştu. Şöyle ki: Medyen kasabası dağlık, taşlık bir yer
olduğundan: ''Hak peygamber iseniz, duâ ediniz, şu dağlar kalkıp,
yerimiz geniş olsun.'' diye teklif etmişlerdi. Şuayb aleyhisselâm
duâ edince, cenâb-ı hak duâsını kabul edip, elini o dağ ve taşlar
üzerine koy, diye emreyledi. Elini koyunca hepsi toprak oluverdi.
3-Şuayb aleyhisselâmın duâsı bereketiyle Medyen'de bâzı taşlar
koyun olmuştur. Şöyle ki, kendilerinin hiç koyunu olmadığı için
kavmi, bizim koyunlarımızı elimizden almak için Şuayb buraya
gelmiştir diye söz etmişlerdi. Hazret-i Şuayb bunu işitince, çok
üzülüp, kendinin de koyunu olması için cenâb-ı hakka duâ eyledi.
Cenâb-ı Hak duâsını kabul edip, orada bulunan taşlara eliyle işâret
etmesini emreyledi. Hazret-i Şuayb işâret ettiği anda o taşlar koyun
oluverdi. Bu sûretle koyunları kavminin koyunundan birkaç misli
fazla oldu. O koyunları sekiz, yâhut on sene hazret-i Mûsâ'ya
güttürüp, kızını da ona verdiği meşhurdur. 4-Hazret-i Şuayb, bir
yerin taşları etrâfında dönünce, o taşlar hemen bakır olup, ahâli
bununla pek zengin olmuştur. 5- Hazret-i Şuayb'ın duâsı
bereketiyle kum tepeleri yerinden kalkmıştır. 6-Hazret-i Şuayb,
bir dağa çıkmak istediği zaman, dağ âdeta devenin oturup kalktığı
gibi, Şuayb aleyhisselâm çıkıncaya kadar küçülür, çıktıktan sonra
evvelki hâli gibi büyük bir dağ olurdu.
HAZRETİ ŞUAYB VE MEDYENLİLER (2) Şuayb aleyhisselâm da Medyen kavmine
peygamber olar-ak gönderilmiştir. Medyen, İbrahim aleyhisselâmın
amcası oğludur. Medyen'in nesebinden gelen kavme de Ehl-i Medyen
denilmiştir. Hazreti Şuayb da İbrahim aleyhisselâm'ın evlâdından ve
Medyen ehlindendir. Medyen daha sonra Kızıldeniz civarında Hazreti
Şuayb'ın tesis ettiği kasabaya itlâk edilmiştir.
Medyen ehli
puta tapıyordu, ölçüleriyle, tartılariyle ve silik, kesik, vezni
bozuk paralariyle halkı aldatıyorlardı. Bunları tevhide davet ve bu
fena hareketlerinden men' ve hazer ettirmek için Hazreti Şuayb
gönderilmiştir. Hatîbü'l - Enbiyâ namiyle mâruf olan bu aziz
peygamberin Medyen ehlini hakka daveti ve onların kendisine
muhalefeti ve sonra da helak olmaları Kur'ân-ı Kerîm'de meâlen şöyle
bildirilmiştir:
«Medyen halkına da onların kardeşi olan
Şuayb'i Peygamber olarak gönderdik. Şuayb onlara: -Ey kavmim, Allah'a kulluk ediniz!. Sizin için
O'ndan başka ibadet edecek hiç bir ilâh yoktur. Kile ve teraziyi de
eksik tutmayınız!. Muhakkak surette ben sizi bir servet içerisinde
görüyorum. Bu servete şükretmezseniz üzerinize çöküp sizi kaplayacak
bir günün azabından elbette korkarım. Ey kavmim, kileyi ve teraziyi
denk olarak ölçüp, tartınız!. Ve halkın eşyasına haksızlık'
etmeyiniz! Yeryüzünde yaramazlık yaparak halkın dirliğini
bozmayınız! Allah'ın helâlından bıraktığı kâr, eğer mü'minseniz,
sizin için daha hayırlıdır. Bununla beraber ben üzerinizde bir
muhafız da değilim, demişti.
Medyenliler kendisiyle alay
ederek: -Ey Şuayb! Atalarımızın
taptıkları şeyleri bırakmamızı, yahut mallarımızda dilediğimiz gibi
tasarruf etmeyeceğimizi sana namazın mı emrediyor? Şüphesiz ki sen
çok çok uslu ve akıllısın! dediler,
Şuayb
aleyhisselâm: -Ey kavmim! Bana söyler
misiniz? Eğer ben Rabbim tarafından verilen bir delil üzerine
gönderilmiş bulunuyorsam ve Rabbim kendisinden bana güzel bir rızk
ihsan ettiyse, bu temiz nimeti haram ile kirletmem yakışır mı? Ben
size yasak ettiğim kötü kazançları size muhalefet ederek kendim
kazanmak istemiyorum. Ben yalnız gücüm yettiği kadar sizi islâh
etmek istiyorum. Muvaffak olmam ise ancak Allah'ın tevfiki iledir.
Ben yalnız Ö'na dayandım. Ve her halde O'na yönelirim. Ey kavmim,
bana muhalif olmanız Nuh kavmine, Hûd kavmine, yahut Salih kavmine
isabet eden belâ gibi sakın sizi bir felâkete uğratmasın! Lût'un kavmi de günahkârlıkta sizden uzak
değildi. Rabbinize istiğfar ediniz! Sonra O'na tevbe ediniz!
Muhakkak ki, Rabbim çok merhametlidir, mü'minleri çok sever, dedi.
Medyenliler ise: -Ey Şuayb, biz
senin söylediğin sözlerden çoğunu iyi anlamıyoruz! Ve seni içimizde
zayıf görüyoruz. Taallukâtından beş - on kişinin hatırı olmasaydı,
muhakkak seni taşlardık. Senin bizim yanımızda ehemmiyetin yoktur,
diye cevap verdiler.
Hazreti Şuayb : -Ey kavmim! Nazarınızda benim kabilemin ferdleri
Allahü Teâlâ'-dan daha azîz midir de Allah'a hiç iltifat
etmiyorsunuz? Muhakkak ki Rabbim sizin bu hareketlerinizi tamamiyle
bilir. Ey kavmim, siz dilediğinizi bütün kuvvetinizle yapın! Ben de
şüphesiz vazifemi yapıyorum. Kişiyi rezil edecek azâb kime
gelecektir ve kim yalancıdır? Yakında görürsünüz! Şimdi sonunu
gözleyiniz, ben de sizinle beraber o günü muhakkak gözlüyorum, dedi.
Vaktâ ki Allahü Teâlâ'nın emrinin tecellî etme zamanı geldi.
Hazreti Şuayb'e ve onunla beraber imân edenlere Allahü Teâlâ
tarafından bir rahmet olarak kurtuluş verildi. O zalimleri ise
müthiş bir azâb fırtınası ve sarsıntısı yakaladı da oldukları yerde
çökekalmış bir vaziyette sabaha erdiler. Ve böyle bir azâbla yok
edildiler. Sanki onlar bu ilde yaşamamışlardı. Semud nasıl bir
fırtına ile hayattan uzaklaştıysa, varsın Medyen de öyle yıkılsın
gitsin! diye ilâhî emir tecelli etti.
Şuayb aleyhisselâmın
irşad ettiği bir de Eyke ahalisi vardır. Eyke, sık ve ağaçları
birbirine girift olan ormanlığa denilirdi. Hazreti Şuayb'in bu
mıntıkadaki ümmeti sık bir ormanlığa sahip bulunduklarından dolayı
Ashâb-ı Eyke denilmiştir. Eyke eshâbı Medyen halkının başkası-dır.
Şuayb aleyhisselâm Eyke ahalisinden değildir, ancak onlara
da hakkı tebliğ ile memur olmuştur. Eyke'liler de Medyen'liler
gibi, kendilerine gönderilen Allah'ın Resulu Şuayb aleyhisselâmı
yalanladılar ve âsî oldular. Hazreti Şuayb onlara :
-Siz Allah'dan korkmaz mısınız? iyi biliniz ki,
ben size gönderilen emîn bir peygamberim. Şu hâlde Allah'dan
korkunuz ve bana itaat ediniz! Ben bu irşadın karşılığı olarak
sizden bir ücret istemem. Benim ecrim yalnız âlemlerin Rabbine
aittir. Kileyi tam ölçünüz de hak geçirenlerden olmayınız! Ayarı
doğru olan terazi ile tartı yapınız! Ve halkın eşyalarını değerinden
aşağı düşürmeyiniz. Hem yeryüzünde fesadçı kimselerle ortalığın
nizâmını bozmayınız! Sizi ve sizden önceki ümmetleri o yaratan
Allah'dan korkunuz! dedi.
Eyke ahâlisi ise : -Ey Şuayb! Muhakkak sen sihirlenmişlerdensin. Sen
de ancak bizim gibi bir beşerden başka bir şey değilsin. Hem biz,
muhakkak seni yalancılardan sanıyoruz. Eğer doğrulardan isen haydi
gökten bir tabakayı üzerimize düşürüver de bizi öldür, dediler.
Şuayb aleyhisselâm : -Rabbim
yaptıklarınızı çok iyi bilir, dedi Hülâsa olarak Eyke eshâbı
Allah'ın elçisi Hazreti Şuayb'ı yalanladılar. Onları da Zulle
gününün azabı yakaladı. Zulle, bulutun ve ağacın gölgesine denir ki,
Eyke eshâbı, helak edildiği sırada müthiş bir sıcaklık ortalığı
kaplamış ve halk oldukça bunalmış idi. Bu sırada gökyüzünde bir
bulut belirmiş, ve onun vesilesiyle serin bir rüzgâr esmeğe
başlamıştı. Halk bu bulutun gölgesine sığındığı sırada bulut,
bunları ateş halinde bastırarak helak etmişti, işte bu gökten gelen
Zulle, büyük bir günün azabı idi. Bu hâdisede şuur sahipleri için
muhakkak bir ibret vardı. Fakat Eyke eshâbının çoğu gafletten uyanıp
da imân etmediler. (A'râf, Hûd, Ankebût ve Şuarâ
Sûreleri) |