Âdem
Aleyhisselâm Dâvud
Aleyhisselâm Elyesa
Aleyhisselâm Eyyub
Aleyhisselâm Harun
Aleyhisselâm Hızır
Aleyhisselâm Hud
Aleyhisselâm ibrahim
Aleyhisselâm idris
Aleyhisselâm ilyas
Aleyhisselâm Îsa
Aleyhisselâm ishak
Aleyhisselâm ismail
Aleyhisselâm işmoil
Aleyhisselâm Lokman
Hekim Lut
Aleyhisselâm Musa
Aleyhisselâm Nuh
Aleyhisselâm Salih
Aleyhisselâm Süleyman
Aleyhisselâm Şem'ûn
Aleyhisselâm Şit
Aleyhisselâm Şuayb
Aleyhisselâm Uzeyr
Aleyhisselâm Yahya
Aleyhisselâm Yakub
Aleyhisselâm Yunus
Aleyhisselâm Yusuf
Aleyhisselâm Yuşa
Aleyhisselâm Zekerriya
Aleyhisselâm Zülkarneyn
Aleyhisselâm Zülkifl
Aleyhisselâm
|
NUH
ALEYHİSSELÂM
İdris aleyhisselâmdan sonra gönderilen
peygamberlerden. Allah korkusundan dâima ağladığı için adına, çok
ağlayan, inleyen mânâsına gelen ''Nuh'' denilmiştir.İdris
aleyhisselâm insanlara peygamber olarak gönderilip onlara doğruyu
gösterdikten sonra diri olarak göke kaldırıldı. Onun göke
kaldırılmasından sonra insanlar doğru yoldan ayrıldılar. Onu çok
sevenler ayrılık acısına dayanamadılar. Resmini yapıp seyrettiler.
Daha sonra gelenler, bu resimleri tanrı sandılar ve çeşitli
heykeller yaputperestpıp, tapmaya başladılar. Böylece insanlar
arasında lik meydana çıktı. İnsanlar putlara tapmaya başladıktan
sonra, gün geçtikçe aralarında, zulüm, zorbalık, fitne, ahlâksızlık
gibi kötülükler artıp yayıldı. Hazret-i Nuh, böyle bir cemiyet
içinde çocukluğundan beri doğru yolda bulunan, Allahü teâlâya ibâdet
eden sâlih bir kul idi. Sulama işleriyle, çiftçilikle, hayvan
yetiştirmekle, marangozluk ve ev inşasında çalışıyordu. Doğru yoldan
ayrılmış olan insanların kötülüklerinden de tamâmen uzak duruyordu.
Elli yaşında iken, Allahü teâlâ, onu insanlara peygamber olarak
gönderdi. Kendi zamânında yaşayan bütün insanlara peygamber olarak
gönderilen Nuh aleyhisselâm,ömrünü sonuna kadar insanları Allahü
teâlâya iman etmeye, o'nun emirlerine uymaya, dâvet edeceğine söz
(misak) verdi. Ona yeni bir din ve kitap verilmeyip, kendinden
önceki peygamberlerin dinlerindeki hükümleri dokuz yüz elli sene
insanlara bildirdi, onları hidâyete çağırdı. Peygamber olarak
gönderildiği insanlar Kur'ân-ı kerimde; puta tapan, günahkar, kötü
ve kalpleri kararmış bir millet olarak vasfedilmektedir. Kur'ân-ı
kerimde meâlen; ''Muhakkak ki biz, Nuh'u (aleyhisselâm) kavmine
resûl olarak gönderdik'' (A'râf sûresi:59)
buyrulmaktadır.
Nuh aleyhisselâm kavmine kendilerine
peygamber olarak gönderildiğini, putlara tapmaktan, haksızlıktan ve
zulümden vazgeçip, Allahü teâlâya iman edip, o'nun emirlerine
uymalarını bildirdi. Fakat zulüm ve zorbalığa alışmış ve başkalarını
tahakküm altına almak isteyen insanlar inanmadılar ve ona düşman
oldular. Nuh aleyhisselâm onlara nasihat ederek: ''Ben size doğru
yolu göstermek,zulmü kaldırıp, adâleti yaymak için Allah tarafından
gönderildim. Herkesin putlara tapmaktan vazgeçip bir olan Allah'a
ibâdet etmesini, kulluk yapmasını bildiriyordum'' dedi.Kavmiyse bu
davete inanmayarak emirlerine uymamakla ve sapıklıklarıda ısrar
ediyordu. Çok az kimse imân etmişti. Fakat Nuh aleyhisselâm tebliğ
vazifesini yapıp, kavmini yılmadan, yorulmadan devamlı sûrette
Allah'a imân ve kulluk etmeye çağırıp, isyan ederlerse azâba
yakalanacaklarını bildiriyordu. Kavmi ise bu dâvete uymadıkları
gibi, Nuh aleyhisselâmı kendilerine doğruyu, hakkı anlatırken
dinlememek için elbiseleriyle başlarını kapatıyorlardı. Bir tarafdan
da ona inananlara zulüm ve işkence yapıyorlardı. Hazret-i Nuh'un
dâveti, günden güne uzaktan yakından duyuluyor, her yerde ondan
bahsediliyordu. O'na imân etmeyenlerse bundan endişe duyuyor ve
düşmanlıklarını safha safha artırıyorlardı. Nuh aleyhisselâm
gittikçe azan kavmine ''Ben size zor ve güç bir teklif yapmıyorum.
Puta tapmaktan vazgeçip Allahü teâlâya ibâdet ediniz. Sizlerin
herbir grubu başka bir gruptan korkuyor zulüm görüyorsunuz ve
zulmediyorsunuz. Allah'tan korkunuz zulmedenlerden ve mazlumlardan
olmayınız.'' diyordu. Yılar sürüp gidiyor, Nuh aleyhisselâm ise
tebliğ vazifesini devamlı olarak yapıyordu. Çok az kimse imân
etmişti. Diğer insanlarsa iş sâhibi zorbalar, kötü işlerle uğraşan
kimseler veya düşkünlük içinde hayat süren zelil, esir ve muhtaç
kimselerdi. Her geçen gün daha bedbahtlaşan bu insanlar, bir türlü
fitne, fesat ve sapıklıktan el çekmiyorlardı. Nuh aleyhisselâm
böylesine düşmüş olan insanlara acıyor, şefkat ve sabırla onları
kurtarmaya çalışıyordu. Onlar ise bunu idrak edemeyip karşı
çıkıyorlar, hazret-i Nuh'u taşa tutuyorlar, onu şehirden kovuyorlar,
evini harap ediyorlar, sapıklıkla itham ediyorlardı. Bir türlü
kötülüklerini anlayıp, azgınlıktan vazgeçmiyorlardı. İsyanları
sebebiyle Allahü teâlâ onlara gadap etti. Senelerce yağmur
yağdırmadı. Malları, hayvanları helak oldu. Bağları bahçeleri
kuruyup, servetleri kayboldu, nesilleri kesildi. Son derece muhtaç
ve fakir hâle düştüler. Onların bu hâli karşısında Nuh aleyhisselâm;
''Ey kavmim başınıza gelen bunca belâlar günahlarınız sebebiyledir.
Putlara tapıp, Allah'a ibâdet etmekten kaçındığınız için Allahü
teâlâ size gadap etti. Bu sebeple yağmurlar kesildi. Büyük
sıkıntılara düştünüz. Ama Rabbinizden günahlarınızın bağışlanmasını
isteyin, sizi affedip üzerinize rahmet yağmuru göndersin. Size
mallar ve evlatlar ihsan ederek şmdat etsin. Nihâyet bir gün ölüp
kabre gireceksiniz. Rabbiniz sizi bir müddet kabirde beklettikten
sonra diriltecek ve amellerinizin cezâsını ve mükâfâtını verecek.''
diyerek daha birçok husûsu iyice anlatıp onlara ehemmiyetle nasihat
etti. İsyandan vaz geçmezlerse daha ağır azaplara düşeceklerini
bildirdi.
Nuh aleyhisselâm ve bildirdiklerine inanmayıp
putlara tapmakla israr eden azgın millet; ''Ey Nuh gerçekten bizimle
çok mücâdele ettin, bunda da çok ısrarla davrandın. Bu işe
başladığın gündenberi bizi devamlı olarak azapla korkutup durdun.
Artık sözünde doğru isen şu azâbı getir de görelim. Artık ne
olacaksa olsun.'' diyerek onun nasihatlarını ve dâvetlerini hiç
kabul etmedikleri, Kur'ân-ı kerim'de Hûd sûresinde (ayet 32)
bildirilmektedir. Nûh aleyhisselâm kavminin bu tutumu karşısında
aslâ yılmadan, tebliğ vazifesini devâm ettiği hâlde, onların bir
türlü imâna gelmeyeceklerini iyice anladı. Bunun üzerine meâlen
şöyle duâ ettiği Kur'ân-ı kerim'de bildirilmektedir: ''Nuh
(aleyhisselâm) dedi ki: ''Ey Rabbim! yeryüzünde, hareket eden hiçbir
kâfir bırakma! Eğer sen onları bırakırsan, kullarını dalâlete,
sapıklığa sürüklerler. Hem bundan sonra onların çoluk çocuğu olmaz.
Olsa bile çocukları fâcir ve küfürde pek ileri kimseler olurlar. Ey
Rabbim! beni, anamı, babamı, mümin olarak evime girenleri, erkek,
kadın bütün müminleri mağfiret eyle, bağışla, zâlimlerin
(kâfirlerin) ise ancak helâk ve hüsrânlarını arttır.'' (Nuh
sûresi:26-28) ve ''(Nuh aleyhisselâm duâ edip) dedi ki: Yâ Rabbi!
Gerçekten kavmim beni tekzip etti. Beni yalanladı. Artık benimle
onların arasındaki hükmü sen ver. Beni ve berâberimdeki müminleri
kurtar.'' (Şuarâ sûresi:117-118) Nuh aleyhisselâmın bu duâsı
üzerine, Kur'ân-ı kerimde Allahü teâlânın ona meâlen şöyle vahy
ettiği bildirilmektedir: ''Nuh'a vahy olundu ki; kavminden daha önce
imân etmiş olanların dışında hiç kimse imân etmeyecek. O hâlde sen,
kavmin seni yalanladıkları için ve sana ezâ verdikleri için mahzûn
olma, kederlenme ki; onlardan intikam alma vakti gelmiştir.
Nezâretimiz altında ve vahy ettiğimiz, bildirdiğimiz şekilde bir
gemi yap! Zâlimler (kâfirler) hakkında bana duâ etme. Zirâ onlar
(suda) boğulacaklardır.'' (Hûd sûresi:36-37) Nuh aleyhisselâm
kendisine gönderilen vahiy üzer,ne hemen bir gemi yapmaya başladı.
Geminin yapılmasında Cebrâil aleyhisselâm, Allahü teâlânın emri
üzerine yardımcı oluyor ve nasıl yapılacağını târif ediyordu. Nuh
aleyhisselâm ve imân eden müminler de geminin yapılmasında
çalıştılar. Geminin inşâsını gören putperestler; ''Şimdi de
marangozluğa mı başladın?'' diyerek alay ediyorlardı. Hazret-i Nuh
ise; ''Benimle alay ediyorsunuz ama, rezil edici azâbın kime
geleceğini ve kime sürekli azâbın ineceğini göreceksiniz.'' diyordu.
Nuh aleyhisselâm, yüzyılar boyu insanları Allahü teâlâya imân etmeye
çağırdığı hâlde insanların imân etmemeleri sebebiyle helâk
olmalarının yaklaştığı sırada son olarak şöyle dedi. ''Ey insanlar!
Ben size doğru yolu göstermek için Allah tarafından
görevlendirildim. Bir ömür boyu size nasihat ettim. Dinlemediniz,
benimle alay ettiniz, sabır ve tahammül gösterdim. Bana, inananlara
eziyet edip, incittiniz Allahü teâlâ yer yüzünü zulüm ve küfürden
temizleyecek. Geliniz, dâvetimi kabul ediniz. Câhillik etmeyiniz
Allahü teâlâya itâat ediniz. Ben sizin hayır ve iyiliğinizi
istiyorum. Siz bilmiyorsunuz ama, Allah'ın azâbı en kısa zamanda
büyük bir tufan şeklinde gelecek. Bildirdiklerime inanmayan herkes
helâk olacaktır. Şu yaptığım gemi, imân edenlerin binip kurtuluşa
ereceği gemidir. Allah'a imân etmeyen âsiler suda boğulacaktır.
Kurtulmayı isteyen imân etsin ve benimle yolcu olsun. Bu benim,
herkesin duyması gereken son sözümdür.''
Nuh aleyhisselâmın
son olarak söylediği bu sözlerine de uymayan insanlar; ''Ey Nuh,
uzun yıllardan beri bu sözleri söylüyorsun. Şimdi de kuru bir çöl
ortasında büyük bir gemi yaptın. bizi tufanla korkutuyorsun biz sana
da söylediklerine de inanmıyoruz.'' dediler. Nihâyet bir müddet
sonra geminin yapımı tamamlandı. Hazret-i Nuh'un yaptığı ve üç katlı
olduğı rivâyet edilen bu geminin ateş yanarak kazanı kaynayıp
hareket ettiği (Buharlı bir gemi olduğu) Kur'ân-ı kerim'de açıkça
bildirilmektedir. Hûd sûresi, 40 âyet-i kerimesinde meâlen buyruldu
ki: ''Nihâyet helak etme emrimizin azâbımızın vakti geldiği,
tennûrun (fırının) taşıp fışkırdığı (yâhut gemi kazanının kaynadığı)
zaman biz Nuh'a şöyle emreyledik ki, kendisinden faydanılan
hayvanların her cinsinden erkek ve dişi birer çift hayvanı gemiye
koy. Üzerlerine boğulma emri takdir edilenler hâriç âile halkında
bir de imân edenleri gemiye yükle. zâten Nuh'a imân edenler pek az
idi.'' Gemiye binecekler hazır olunca hazret-i Nuh onlara, Allahü
teâlânın ismiyle gemiye binmelerini söyledi. Bütün müminler, o azgın
kâfirlerin gözleri önünde Hazret-i Nûh ile gemiye bindiler. Nitekim
Kur'ân-ı kerim'de meâlen buyruldu ki: ''Nuh (aleyhisselâm) gemiye
bineceklere; ''Allahü teâlânın ismiyle girin ki, geminin yürümesi ve
durması Allahü teâlânın irâdesiyledir. Benim Rabbim, müminleri
mâğfiret edici ve merhametiyle tufân belâsından kurtaracıdır.''
dedi.'' (Hûd sûresi:41) Yine Kur'ân-ı kerim'de meâlen buyruldu ki:
''Ey Nuh sen ve berâberindekiler gemiye yerleşince; ''Bizi zâlim
(kâfir) milletten kurtaran Allah'a hamd olsun. Rabbim, beni
hareketli bir yere indir sen, indirenlerin en hayırlısısın.'' de.''
(Mü'minin sûresi28-29) Nuh aleyhisselâm her hayvandan birer çift
alıp, imân edenlerle birlikte gemiye yerleştikten sonra, gökten çok
şiddetli bir yağmur yağmaya ve yerden de sular fışkırmaya başladı ve
her şey suya gark oldu. Sular dağları aştı. Gemi, dağlar gibi
dalgalar arasında kaldı. Nuh aleyhisselâm inanmayan putperest kavim
boğularak helak olup gitti. Bu tûfan hâdisesi Kur'ân-ı kerim'de
kamer sûresi 11 ve 12. âyette bildirilmektedir. Tûfan başladığı
sırada Nuh aleyhisselâm imân etmeyen oğlu Yâm'a (Kenan), imân edip
gemiye binmesini söyledi ise de oğlu; ''Dağa çıkar sudan
kurtulurum.'' deyip binmedi. Bir dalga gelip onu da boğdu.
Boğulanlar arasında hazret-i Nuhûn hanımı da vardı. O da imân
etmemişti. Tûfan altı ay devam etti. Altı ay sonra Allahü teâlânın
meâlen; Ey arz! Suyunu yut ve ey gök suyunu tut.'' (Hûd sûresi 44)
emriyle yağmur kesilip sular çekildi. Nuh aleyhisselâmın gemisi
Muharrem ayının onunda aşure günü Irak'ta Cûdi Dağı üzerine oturdu.
Bundan sonra insanlar Nuh aleyhisselâmın üç oğlundan türedi. Bu
bakımdan Nuh aleyhisselâma ikinci Âdem denildi. Nuh aleyhisselâm bin
yaşında vefât etti. Nuh aleyhisselâmın Sâm adlı oğlundan Arap, Fars
ve Rum kavmi, Hâm adlı oğlundan ise Hindistan, Habeş ve Afrika
halkı, diğer oğlu Yâfes'ten de Asyalılar ve Türkler meydana geldi.
Nihâyet insanlar zamanla çoğalıp, Asya'ya, Avrupa'ya, Okyanusya'ya
ve Berring (Behreng) Boğazından Amerika'ya geçerek bütün yeryüzüne
yayıldılar. Nuh aleyhisselâm Kur'ân-ı kerim'de şekür (çok şükreden
kul) sıfatıyla anılmış olup, birçok âyet-i kerimede ondan
bahsedilmektedir. Ayrıca Kur'ân-ı kerim'deki sûrelerden biri de Nuh
sûresi olup, bu sûrede Nuh aleyhisselâmdan bahsedilmektedir.
Ülü'lazm peygamberler arasında Neciyullah (Allahü teâlâya karşı
devamlı olarak teveccühte ve münâcaatta bulunup, ilâhi feyzleri
alan) denilen Nuh aleyhisselâm hakkında Peygamber efendimiz hadis-i
şeriflerde buyurdu ki: ''Melek-ül mevt (Azrail aleyhisselâm) Nuh'a
(aleyhisselâm) geldiğinde dedi ki: ''Ey Nuh ey peygamberlerin en
büyüğü (en yaşlısı), ey uzun ömürlü ve ey duâsı kabul olunan!
Dünyâyı nasıl gördün?'' Nuh (aleyhisselâm) dedi ki: ''Şüyle bir
kimse gibi ki, kendisine iki kapısı olan bir ev yapılmış da birinden
girmiş diğerinden çıkmıştır.''
Mûcizeleri: 1-Nuh aleyhisselâmın kavminden
bir fırka gelip, oturdukları beldedeki büyük taşları toprak
yapmasını istemişlerdi. Allahü teâlâ Cebrâil aleyhisselâmı gönderip,
''Resûlüme söyle, o taşlara eliyle işâret etsin.'' buyurdu. Nuh
aleyhisselâm da buyrulduğu gibi yapıp eliyle işâret edince, o
beldede bulunan bütün taşlar birden toprak oldular. Bunun üzerine on
iki kişi imân etti. 2-Uzakta bulunan ve gözle görülemeyecek
şeyleri görüp haber verirdi. 3-Susuz yerlerden su çıkarırdı.
4- İşâretiyle ağaçlar kökünden sökülüp başka yere geçerdi.
5- Duâsıyla kuru ağaçlar hemen meyve verirdi. 6- Duâsıyla
bulutsuz olarak yağmur yağardı. 7- Kum, toprak, kil gibi şeyler,
onun duâsıyla yiyecek maddeleri hâline gelirdi. Gemisi Cûdi Dağının
üzerine oturunca, insanlar açlıktan kurtulmak için yiyecek
isteklerinde duâ edince bir miktar toprak ve kum yitecek hâline
geldi ve bunu yediler. 8-İmân ederek gemisine girip tufandan
kurtulan insanlar çok az olmasına rağmen, onun duâsıyla çok kısa
zamanda çoğalarak arttılar. 9-Eliyle yere diktiği bir ağaç
fidanı o anda çeşitli renklerde meyve verdi.
NUH ALEYHİSSELÂM'IN GEMİSİ (2) Nuh
aleyhisselâm, Hazreti îdris'den sonra yer yüzündeki insanlara,
kendilerini irşad etmek üzere Allahü Teâlâ'nın gönderdiği büyük bir
peygamberdir. Hazreti Nuh'a ait haberler Kur'ân-ı Kerîm'in yirmi
sekiz yerinde zikredilmiştir ki, bunlardan birisi müstakil bir
sûredir. Allahü Teâlâ, bir hakikat olarak Nuh aleyhisselâmı
kavmine bir Peygamber olarak gönderdiği vakit o, kavmine:
-Ey kavmim! Allah'a ibadet edin!. O
Allah ki, sizin için O'ndan başka kendisine ibadet edecek, kullukta
bulunacak hiç bir ilâh yoktur. Emin olunuz ki, Allah'ı tanımadığınız
takdirde üzerinize büyük bir günün azabının gelmesinden korkuyorum,
dedi. Allah'ın Resulünün bu dâvetine karşılık, kavmin ileri
gelenlerinden bir güruh: -Ey Nuh, her
halde biz, seni çok açık bir sapıklık içinde görüyoruz, dediler.
Hazreti Nuh da kendilerine: -Ey
kavmim! Bende bir sapıldık yoktur. Ancak ben âlemlerin Rabbi
tarafından gönderilmiş bir peygamberim. Size Rabbimin haberlerini,
emirlerini tebliğ ediyorum. Size öğüt veririm ve sizin bilmediğiniz
şeyleri Allah'dan ilham olunduğu gibi bildiriyorum.
-Ey kavmim! Beni niçin yalanlarsınız? Yoksa
içinizden sizi korkunç bir âkibetten korumak, sizin de korunup
rahmete erişmeniz için Rabbiniz tarafından bir kimseye vahiy,
peygamberlik gelmesine şaşar ve inanmaz mısınız?.
Bu sözleri
üzerine Nuh aleyhisselâmı yine yalanlamaya devam ettiler ve dediler
ki: -Ey Nuh! Biz seni, ancak bizim gibi
bir beşer görüyoruz. Sana uyanları da ilk bakışta en rezillerimiz
olan kimselerden ibaret görüyoruz. Sizin bize fazla bir meziyet ve
üstünlüğünüzü de görmüyoruz. Belki biz sizi yalancı sayıyoruz.
Nuh aleyhisselâm irşadına devam ederek: -Ey kavmim! Açıkça söyleyin, eğer ben Rabbim
tarafından verilmiş bir delili hâiz isem ve bana, Rabbim kendisinden
bir rahmet vermişti, size onu görecek göz vermeyip kör olarak
bırakmış ise, biz size onu görmek istemediğiniz halde zorla kabul mü
ettireceğiz zannediyorsunuz?. Hem ey kavmim, ben bu irşadıma
karşılık sizden bir mal da istemiyorum. Benim ücretim ancak Allahü
Teâlâ'ya aiddir. Ve ben, o iman edenleri kovucu da değilim. Elbette
onlar Rablerine kavuşacaklar. Fakat sizi de ben, cahillik eden bir
topluluk olarak görüyorum. Hem ey kavmim, ben bunları kovarsam, bana
kim yardım edip Allah'tan beni kurtarabilir? Bunu bir defa düşünmez
misiniz?. Ben size, ne Allah'ın hazineleri yanımdadır, ne de gaybî
bilirim demiyorum. Ben muhakkak meleğim de diyemem. Yine ben,
gözlerinizin hor gördüğü o kimseler hakkında «Allah onlara hiç bir
hayır vermez» de diyemem. Zira onların vicdanlarındaki îmanı en iyi
bilen Allahü Teâlâ'dır. Böyle halde bulunmuş olsam ben, şüphesiz
haddini aşanlardan olurum!, dedi.
Buna karşılık Nuh
aleyhisselâmın kavmi: -Ey Nuh! Sen bize
karşı hakikaten husûmette bulundun. Bize husûmetini fazlalaştırdın.
Eğer sözünde doğru isen, bizi tehdid ededurduğun azabı hemen bize
getir, dediler.
Hazreti Nuh: -Onu
size, ben değil, dilerse Allahü Teâlâ getirecektir. Siz onu âciz
bırakacak değilsiniz. Ben size ne kadar öğüt vermek istedimse de,
Allahü Teâlâ sizi helak etmeyi murad etmişse benim nasihatim size
hiç fayda vermez, iyi biliniz ki, Allah Rabbinizdir, en sonunda
çaresiz ona döneceksiniz!, dedi.
Kâfirler: -Ey Nuh! Yoksa o azabı sen mi uydurdun?
diyorlardı. Hazreti Nuh da: -Eğer ben
uydurdumsa günahı bana aittir. Halbuki ben, sizin yüklemek
istediğiniz suçtan her halde uzak bulunuyorum, dedi. Bunıın
üzerine Nuh aleyhisselâma Hazreti Allah tarafından vahyolundu ki:
-Kavminden şimdiye kadar îman
edenlerden başka hiç birisi îman etmeyecektir. Binaenaleyh işlemekte
oldukları fenalıklardan dolayi sen endişelenme de, bizim nezaretimiz
altında ve vahyettîğimiz talimat dairesinde gemi yap!. O zulmedenler
hakkında şefaatçi de olma! Çünkü o zalimler muhakkak
batırılacaklardır.
Bu ilâhî emir üzerine Nuh aleyhisselâm
gemiyi yapmaya başlamıştı. O bu işle meşgul olurken kavminden her
hangi bir imansızlar güruhu yanından geçtikçe, kendisiyle alay
ederler, «Hani peygamberim diyordun, işi marangozluğa bozdun» diye
eğlenirlerdi.
Hazreti Nuh da kendilerine: -Siz benimle eğleniyorsunuz; sizin şimdi
eğlendiğiniz gibi biz de ilerde sizinle eğleneceğiz!. Kime perişan
eden bir azâb gelecek ve daimî bir azâb kimin başına inecektir,
ilerde, görürsünüz! diye cevap verirdi. Nihayet Allahu Teâlâ'nın
emri geldi ve gemi hareket edip yer yüzünden su kaynayıp fışkırmaya
başladığı zaman Allahu Teâlâ Nuh aleyhisselâma:
-Şimdi geminin içine her çift erkek ve dişiden iki
tane, bir de aleyhinde hüküm geçmiş bulunan oğlundan başka aileni ve
îman edenleri yükle! buyurdu. Bununla beraber Hazreti Nuh'a
insanların pek azından başka kısmı îman etmemişti.
O zaman
Nuh aleyhisselâm gemiye binecek olanlara: -Haydi mecrasında da, mersâsında da, Allah'ın
ismini anarak gemiye bininiz! Rabbim muhakkak Gafûr'dur, Rahîm'dir,
dedi. Artık gemi, içindekilerle beraber dağlar gibi dalgalar
içinde akıp gidiyordu.
O sırada Hazreti Nuh, ayrı bir yere
çekilmiş olan oğluna da: -Ey oğulcağızım,
gel benimle bin! Kâfirlerle beraber olma! diye seslendi.
Oğlu: -Beni sudan koruyacak bir dağa
sığınacağım! diye cevap verdi. Hazreti Nuh: -Bugün Allah'ın emrinden koruyacak bir şey,
rahmetinden baş-'ka yoktur! dedi ve derhal âsî oğul dalga aralarına
giriverdi. Böylece o da boğulanlardan oldu.
Tufan tamam
olunca Allahü Teâlâ tarafından: -(Yere:)
Ey arz suyunu yut!, (Göğe de: ) Ey semâ suyunu kes! emri verildi. Ve
su çekildi, emir de yerine getirildi. Gemi de Cûdî dağı üzerine
oturdu. O zalim kavme de «uzaklaşın!» denildi.
Nuh
aleyhisselâm Rabbine nida ederek: -Ey
Rabbim! Oğlum tabiî benim âilemdendir. Hiç şüphesiz Senin va'din de
haktır. Ve sen hâkimlerin üzerinde isabetle hükmedersin! dedi.
Allahü Teâlâ: -Ey Nuh! Kâfir
oğlun senin ehlinden değildir. O, salih olmayan kötü iş sahibidir.
Binaenaleyh hakikatine ilmin erişmediği şeyi benden isteme!. Ben
seni câhillerden olmaktan men'ederim! buyurdu. Nuh aleyhisselâm:
-Rabbim! Hakikatini bilmediğim şeyi
istemekten sana sığınırım!. Allah'ım! Yoksa sen beni mağfiret etmez
ve bana merhamet etmezsen, ben dalâlete düşenlerden olurum! diye
niyazda bulundu.
Bunun üzerine Allahü Teâlâ
tarafından: -Ey Nuh, bizden sana ve
mâiyetindekilerden üreyecek bir çok Ümmetlere selâm ve bir çok
bereket ile gemiden in!.. Bir çok ümmetleri de ilerde dünyâ malıyla
faydalandıracağız da sonra küfürleri sebebiyle onlara tarafımızdan
elem verici bir azab dokunacaktır! buyuruldu.
Kırk yaşında
Allah Elçiliği vazifesini yüklenen Nuh aleyhisselâm, kavmi
içerisinde bu mukaddes vazifesini tufan hadisesine kadar tam dokuz
yüz elli sene devam ettirdi.
(Hûd, Nuh ve A'râf
Sûreleri) |