|
FIKRALAR
|
|
| Karna |
|
Baba, ortaokul üçüncü sınıfa giden
oğlunun elinde karneyle salona girdiğini görür. "Allah allah,
dönem ne çabuk bitmiş..." diye düşünür ve oğluna seslenir:
-"Getir bakayım şu karneyi!"
-"Al baba..."
Adam karneye bir bakar ki, beden
eğitimi ve resim dışındaki tüm dersler zayıf.
-"Bir
dediğini iki etmiyoruz, bilgisayar dedin, bilgisayar aldık,
ingilizce kursu dedin ingilizce kursuna gönderdik, gitar
kursu, müzik aletleri, ne istersen yapıyoruz. Kız arkadaş
uğruna harcadığın çiçek parasının haddi hesabı yok. Ne bu
notların hali, rezil şey!" -"Baba... O benim karnem değil
ki, senin kitaplarını karıştırıyordum, birinin arasında
karnelerinden birini
bulmuştum..."
| |
|
| Merdiven |
Dikenli Tel |
Temel ve Dursun trenle yolculuk yaparken,bir sığır
çiftliğinin önünden hızla geçiyormuş.Temel tahmin etmiş
-Dursun burada tam 397 sığır var.. -Ula Temel,nasıl
saydın?Vızz diye geçtuk daa.. -Kolaydur..Ayaklarını sayıp
dörde bölüyorum.
|
| Sınav Sorusu |
|
Biyoloji dersinden
yapılacak sınav için sınıftaki herkes acayip çalışmış, notlar
fotokopiler havada uçuşmuş. Daha sonra sınavın yapılacağı gün
gitmişler bir de bakmışlar, ortada kağıt kalem yok sadece sıra
sıra mikroskoplar. Hocada başlarında bekliyorken demiş ki, "Bu
mikroskoplarda lam'da bir böceğin bacağı var, sınavınız
bacağından böceği tanımak" Tabi hemen itirazlar, ama fayda
etmemiş, hoca dediği dedik. Öğrenciler mikroskopların başına
geçmiş. Ama bir şey yapamıyorlar. En sonunda biri dayanamamış,
kapıyı çarpıp çıkmış. Hoca arkasından seslenmiş :
''Kimsin ulan sen, kapıyı çarpıp
çıkıyorsun?" Kapı hafifçe aralanmış ve bir bacak uzanmış :
"Tanısana hadi, tanısana kim olduğumu"
|
| Sır Tutmak |
|
Yavuz Sultan Selim, birçok
Osmanlı padişahı gibi sefere çıkacağı yerleri gizli tutarmış.
Bir sefer hazırlığında, vezirlerinden biri ısrarla seferin
yapılacağı ülkeyi sorunca, Yavuz ona
"Sen sır saklamayı bilir misin?"
diye sormuş. Vezir : "Evet hünkarım, bilirim" dediğinde,
Yavuz cevabi yapıştırmış: "Ben de bilirim".
| |
|
Vaktiyle Fransa hükümet ricalinden biri
Napolyon Bonapart'ı bir muharebede tenkide kalkışıp
parmağını harita üzerinde gezdirerek:
-Önce şurasını almalıydınız, sonra buradan
geçerek ötesini zaptetmeliydiniz, gibi fikirler yürütmeye
başlayınca,
Napolyon:
-Evet demiş, onlar parmakla alınabilseydi
dediğin gibi yapardım.
|
| Suçlu Kol |
|
Genç avukat, hırsızlıkla
suçlanan müvekkilini hapis cezasından ancak, yaratıcı bir
savunma yaparak kurtarabileceğini biliyordu. Bu nedenle
savunmasını, sözcüklere "dans ettirerek" yapmaya başladı.
· "Müvekkilim, arabanın camından
içeri yalnızca kolunu sokup çantayı almıştır" dedi ve yargıcın
hukuka olan saygısını hedefleyerek sürdürdü konuşmasını: "Siz
de takdir edersiniz ki, müvekkilimin kolu, müvekkilimin bizzat
kendisi değildir" dedi ve görüşünü şöyle sürdürdü: "Yalnızca
bir kol tarafından işlenen bir suç için, kişinin suçsuz öteki
kolunu, bacaklarını ve bedeninin suçsuz tüm organlarını da
cezalandırmış oluyorsunuz. Bu kararınızla, suçsuz organları da
hiç de hak etmedikleri bir cezaya çarptırıyorsunuz. " Genç
avukat bu görüşünü açıkladıktan sonra yargıca sordu: "Bu
davranışınızı, kişi hukukuna olan saygınızla nasıl
bağdaştırabileceğinizi açıklayabilir misiniz?" Yargıç, genç
avukatın bu sözleri üzerine gülümsedi :
· "Peki, o zaman ben de kararımı
aynı mantık doğrultusunda veriyorum ve müvekkilinizin, suçlu
kolunu bir yıl hapse mahkum ediyorum" dedi. Sonra da kararını,
gülümseyerek tamamladı : "Müvekkiliniz isterse, hapsedilen
koluna eşlik edebilir."
Yargıcın bu kararından sonra gülme
sırası, yargılanmakta olan hırsıza gelmişti. Genç avukatının
yardımıyla takma kolunu çıkarttı, yargıca teslim etti ve öteki
kolunu avukatının koluna sokarak mahkeme salonundan
ayrıldı.
| | |
|