Sana
yarar sağlayacak ya da zarar verecek
fiilindir!.
Pozitif
enerji adını verdiğimiz bu dalgalar beynin «verici»
mahiyetteki düşünce ve fiillerinden oluşan bir enerji
türüdür!.. Dindeki adı «sevap»tır!..
Pozitif
enerjinin karşıtı olan «negatif enerji» adını
verdiğimiz dalgalar ise beynin «alıcı», «birimsel menfaate
dönük» davranışlarından oluşur. Dindeki adı «günah»tır!..
‘’Günah’’,
Hakikatini bilmeyenin davranışlarının
adıdır.
![ara.jpg (366 bytes)]()
Melekî
kuvve ve kuvvetler sayısızdır...
Meselâ,
insanın müvekkel melekleri, insana vazifeli olarak verilmiş
melekler… Esasen bu konuda, Hz. Rasûlullah
aleyhisselâm buyuruyor ki:
“Bir
çocuk doğduğu andan itibaren, onunla ilgili, onunla beraber
olmak üzere bir Melek meydana getirilir. Bir de onunla beraber
olan bir Cin`i vardır. O melek onu, meleki güçlere çekmek
isterken, o cin de onu maddiyata, süfliyata çeker.”
Neticede
o kişi ya melekiyeti kazanır, melekler âlemine yükselebilecek
düzeye gelir. Veyahut da Cin`e yani şeytana tâbi olarak,
kendini madde beden kabul edip, bu süflî madde dünyasında
kaybolur, boğulur gider.”
Bu
iki meleğin dışında ayrıca, iki de “Kirâmen Kâtibeyn”
denen, sağ ve sol omuzda diye anlatılan bu iki meleğin
vazifesi, dini tabirle sevap ve günahları yazma olarak
anlatılır.
Buradaki
“sevap ve günahları
yazmak” diye anlatılan olay, bizim genelde anladığımız
mânâda bir kalemle bir yazı mahalline yazmak değil,
elbette!..
Bildiğimiz
gibi, insanın sağ yönünde, Çinlilerin 2000 sene önce tespit
etmiş olduğu, vücudun sağ yönünde, Akapunkturun esasını
getiren pozitif yük vardır. Sol yanında da negatif yük vardır.
Kişinin
kendini madde ötesi yaşama hazırlamasını sağlayan fiil ve
düşünceleri, çevresine verici fiil ve düşünceleri, pozitif yük
ağırlıklı olarak, beyinde düşünülür ve bunlar dalgasal yapıya
çevrilerek ruhta kayda
alınır!.
Ruha
yüklenen bu pozitif yüklü dalgalar, kişinin ruhunun dünyanın
manyetik çekim alanından kurtulmasına ve cennetlere açılmasına
vesile olan güçtür!.
Buna
mukabil, kişinin, alıcı, kendine toplayıcı, dünya ve maddeye
yönelici düşünce ve eylemlerinden oluşan fiilleri ve
düşünceleri, günah
diye nitelendirilir; ve bu menfi, negatif ağırlıklı dalgaların
meydana getirdiği dalgasal üretim, ruha negatif olarak
yansır ve bu da kişinin madde dünyasına bağlılığını,
çekimini artırır.
Dolayısıyla,
madde dünyasına ağırlıklı olarak bağlanan bu ruh, neticede
madde dünyasından kopamaz ve o nispette de dünya ile birlikte
güneşin dalgasal boyutuna girerek orada büyük azaplar
çeker.
İşte,
kişideki pozitif ve negatif yükün kaynağı, din
terminolojisinde; kişinin günahları ve sevaplarını yazan “iki omuzundaki iki
melek” diye tarif
edilmiştir...
“Sevap”
denen sistem düşünceye, “günah” denen sistem ise beyindeki
fiile dönük devreyle çalışır...
![ara.jpg (366 bytes)]()
|
GÜNAHLAR
NEDEN BULÛĞ’DAN EVVEL
YAZILMAZ? |
Pozitif
enerji dalgaları (sevab) kişinin ilk şuur hallerinden itibaren
üretilir. Bu sebebten 5-6 yaşından itibaren çocuğa müsbet
çalışmalar tavsiye edilir ve bu istikamete yönlendirilir.
Negatif
enerji dalgalarını (günah) beyin «büluğa ermek» diye
tanımlanan cinsiyet hormonlarının salgılanmasından sonra
üretmeye başlar!
Zira
bu dalgalar, beynin biokimyasının seks hormonlarıyla
etkilenmesinden sonra beyin tarafından üretilebilmektedir.
Bunun için de, “büluğdan evvel kişinin
günahları yazılmaz” diye mecazi bir şekilde anlatılır bu
durum.
Kişi,
bulûğa erme denen östrojen ve androjen hormonlarının üst düzey
faaliyete geçişiyle birlikte mesûliyet devresine girer. Bu, şu
demektir; Beyin bu hormonların kimyasal etkisiyle birlikte
yanlış zihinsel faaliyetlerini negatif yük olarak ruha
kaydetmeye başlar!.. Yâni günah olarak!.. Yâni, iki omuzundaki
iki melek tarafından!.. Ayrıca gene bu beyin faaliyetleri
pozitif ve negatif yük esasıyla ve her beynin kendine has
şifresiyle boşluğa yayınlanır.
![ara.jpg (366 bytes)]()
|
BÜTÜN
GÜNAHLARIN KÖKENİİ
”TANRIYA
İNANMAK”TIR! |
Günahların
en büyüğü nedir?..
"İnneş şirke lezulmün
azîm"!..
"Şirk azîm zulümdür";
diyor
âyet...
Yani,
"Allah"ı, tanrı mesabesine
koymak!... Şirk budur!...
"Sizin için korktuğum
gizli şirktir, artık açık şirk olmaz ümmetimde"
diyor...
Öyle
ise Tanrıya tapmak
"kebâir"in ta kendisidir!... Büyük günahların en
başında gelen ve hepsinin
kökenidir!...
Bütün
günahların kökeninde de "Şirk-i hafi" yani "tanrıya inanmak"
yatar!...
"Ey iman edenler....
Allah'a iman edin"; âyetindeki uyarı, Hz.
Muhammed ve Kur'âna imân, edip henüz
Tanrı anlayışından kurtulmamış olan SAHABEYE gelmişti....
Sahâbe, yani Allah Rasûlü'nü gören(!)ler
böyle olursa... Ya bizler?!....
![ara.jpg (366 bytes)]()
Savaştan
kaçma olayının dahi bu şekildeki istiğfarla affedilmesi
olayına gelince…
Savaştan
kaçma, Hazreti Rasûlullah aleyhisselâmın bildirdiği
üzere yedi büyük günâhtan
birisidir.
Buyuruyor
ki Rasûlullah:
-Helâk
eden yedi şeyden sakının."
Soruluyor
“nedir onlar” diye:
"Allah'a
şirk koşmak;
Allah'ın haram kıldığı
insanı öldürmek;
BÜYÜ ve sihir
yapmak;
Faiz
yemek;
Yetim malı
yemek;
Savaştan
kaçmak;
İffetli kadına zinâ
iftirası atmak."
açıklaması
yapılıyor Efendimizden.
![ara.jpg (366 bytes)]()
Günah,
“benlik”ten
doğar!.
En
büyük günah da “BENLİK”tir!.
![ara.jpg (366 bytes)]()
İşte
en basitiyle İslâm.
İslâm'ın
temel esaslarını ve bu temel esasların hangi sırlara
dayandığını detaylı bir şekilde öğrenmek isteyenler "TEMEL
ESASLAR" kitabımızı okusunlar...
"Kolaylaştırınız,
güçleştirmeyiniz; sevdiriniz, nefret
ettirmeyiniz"!.
Buyuran
Efendimiz Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in
bildirdiği Kurân’ın bize en öz mânâda anlatmak
istedikleri ve bizden talep ettikleri.
Şâyet
bunları anlayabildiysek.
Şimdi
de önce "GÜNAH"ı anlayalım sonra da "İstiğfar"ın
ne olduğunu ve nasıl bir düşünceyle yapılması
gerekliliğini.
"Dağlar
gibi kuşatmış, benlik günâhı seni günahını bilmeden, gufrânı
arzularsın"
Ve
işte bundan sonradır ki. Artık KUR'ÂN-I KERİM'e "EL
SÜREBİLİRİZ"; ve ZİKRE, DUAYA
başlayabiliriz.
![ara.jpg (366 bytes)]()
|
BİR
GÜNAHIN BÜYÜKLÜĞÜ
KİŞİNİN
ÂHİRETİNE VERDİĞİ ZARARLA
ÖLÇÜLÜR! |
Vicdanımızın
bize, sen imanlısın demesi önemli
mi?...
Yoksa,
amelimiz mi imanımızın
göstergesi?...
Mesela,
sigara içen biri, sigaranın beynine ve dolayısıyla âhiretine
zarar vermekte ve kendine zulmetmekte olduğuna imanlı
mıdır?
İmandan
AMAÇ, İMANIN GEREĞİ OLAN AMEL
MİDİR?
İmanın
gereği olan amel yoksa, iman mevcut olabilir
mi?
Sigara
için biri, ben sigaranın zararlarına iman ediyorum dese dahi,
böyle bir imanı var mıdır?o zarara iman etmiş biri sigaraya
devam edebilir mi?ediyorsa, o konuda imanı hala var olabilir
mi?...
Her
konuda gerçekçi olalım ve ne karşımızdakini, ne de kendimizi
aldatmayalım!...İman ehlinden mümine bilerek zarar gelmez,
diyor Hz.Rasûl!.
Eğer
çevremize veya kendimize bilerek zarar veriyorsak, bu durumda
ne kadar imanlı olabiliriz?
Anlayışı
kıtlara kapı açıyorum:
Buhari
2144 nolu hadise göre zinada en hafif günahlardandır; iki kişi
arasında kalması ve beyne direkt zararı olmaması
yönünden!...
Ama
sigara kişinin hem kendisine hem de çevresine bilerek
zulmetmesidir ki, bu zinadan çok daha büyük
günahtır!...
Bir
günahın büyüklüğü kişinin ahıretine verdigi zararla
ölçülür...
Kimsenin
ne kendi beynine ne de baskasının beynine zarar verme hakkı
yoktur... Mesela sigaranın zararına iman diye bir konu
sözkonusu olamaz!... Çünkü artık o, iman boyutunu asmıs, ikan
noktasına ulasmıstır!... Çünkü bu zarar bilimsel olarak,
madden tespit edilmiştir!..
Öyleyse,
ister sigara yollu, ister başka fiillerle kendisine veya
çevresine bilerek zarar veren kişinin imanından ne kadar
sözedilebilir?
Allah,
bizi çevremize ve kendimize(kendisine) yararlı olalım diye mi
yarattı; yoksa kendimize ve çevremize zarar verelim diye mi
yarattı?
İman,
bizi çevremize yararlı ameller konusunda yönlendirmiyorsa, o
iman ne kadardır bizde?
Sigaranın
misâlini her konuya yayalım...
İman,
bizi her konuda insanlara yararlı olmaya, onlara birşeyler
kazandırmaya yönlendirmek isterken, biz onlara yararlı olmak
yerine zararlı oluyorsak bu mümindir baskılı elbiseyle
dolaşsak, imanlı sayilir mıyız acaba?
![ara.jpg (366 bytes)]()
|
HATADA
YA DA YANLIŞTA ISRARIN
BEDELİ,
PAHASI
AĞIRDIR! |
Yanlıştan
dönmek, hatadan dönmek, akıllı insana özgü bir
fazilettir.
Gelişmemiş
insanın “dediğim dedik” anlayışı
vardır!.
Beyni
yeterince gelişmemiş çocuk kalmış insan, yanlış karar
verdiğinde, o karardan dönmeyi; yanlış konuda söz verdiğinde
sözünden dönmeyi eksiklik kabul eder, “erkekliğine” yediremez,
kişiliğine-benliğine
yakıştıramaz!.
Allah
Rasûlü
ise, yanlış yere yemin
edildiğinde, o yeminden dönülüp; kefâret olarak üç
gün bir fakirin karnının doyurulmasını ya da buna gücü
yetmeyenin üç gün oruç tutmasını tavsiye
etmektedir!.
Yaşamda,
her insan hata yapabilir o konuda yeterli bilgi tabanı yoksa;
ya da kendisine doğru bilgi verilmemişse; ya da kandırılmışsa;
ve yahut aklı yerine duygu veya dürtüleriyle bir karar almış
ya da söz vermişse!
Burada
faziletli ve olgun davranış, verilen karar ya da sözden dönüp;
gerçeğin hakkı ya da gereği neyse onu
uygulamaktır!.
“Ama
söz vermiştim, bana yakışmaz” diyerek hatada ya da
yanlışta, ısrar, ancak gelişmemiş beyinlerin
tavrıdır!.
Olgun
insan, yanlış veya hata yapıp da ardında uyarıldığında,
duygusallığını bir yana atıp, bu hatasından dönebilen
insandır!. Kefâretini verir ve hatasından ya da yanlışından
döner; doğrunun, makûlün, ilmin gereğinin hakkını
verir.
“Söz
verdim” diyerek hatada ya da yanlışta ısrarın bedeli,
pahası çok ağırdır!… Bazen kaybedilen nîce yıllara, bazen de
insanın sağlığına, veya yaşamına, mâl olur!. Telâfisi de
mümkün olmaz!
![ara.jpg (366 bytes)]()
|
GÜNAH
VEYA SEVAPLAR,
KURÂN
VE RASÛLULLAH AÇIKLAMALARIYLA
BELİRLENMİŞTİR! |
İslâm
Dini’nin kökeni-kaynağı “Kurân”dır veya “Hadis”
dediğimiz Rasûlullah aleyhisselâmın
açıklamalarıdır!.
Bu
iki kökene dayanmayan herşey kabul edilmesi gerekli olmayan
şeylerdir ve DİN diye de konuşmaması gerekli
şeylerdir!.
Biz
maalesef çok yanlış bir eğitim şekli de
uyguluyoruz.
Çoluğumuza
çocuğumuza sıkıştığımız yerde hoşumuza gitmeyen bir şeyde
hemen “bunu yapma günahtır” diyoruz.. veya “şöyle
yap sevaptır” diyoruz..
Bir
şeyin günah veya sevap olması için, Kurân’da o şeyin insanlara
yasaklanması veya yapılmasının tavsiye edilmesi gerekir
veya Hz.Rasûlullah aleyhisselâm
tarafından
bu yasağın getirilmesi veya tavsiyenin getirilmesi
gerekir!.
Eğer
Kurân’a veya Hz.Rasûlullah’ın açıklamalarına dayanmıyorsa o
şey, biz onu kabul etmekle mükellief değiliz. Ve bu, Din adına
da öngörülmez hiçbir zaman!
Öyle
bir şey için ”bu sevaptır.. bu günahtır”
denmez!
Dendiği
takdirde arkasında ”niye sevap, niye günah?” suali sorulur ve
buna dayalı olarak da mutlaka bir Rasûl, Nebi açıklaması veya
bir âyet gösterilmesi gerekir!.
Bugün
anlatılan şeylerin pek çoğu hep halk arasında dolaşan
hurâfeler veya çeşitli hikayeler,
yakıştırmalar..
Siz,
bir fikir söylüyorsunuz..”Bu fikir Kurân’da hangi âyete
dayanıyor veya Hz.Rasûlallah’ın hangi açıklamasına dayanıyor?
dediğiniz zaman,
“ben
öyle duydum”
diyor..
“
Ben öyle duydum”la Din konuşulmaz veya
nakledilmez!.
![ara.jpg (366 bytes)]()
|
İDRAKIN
KADAR YANLIŞLARDAN
KORUNURSUN! |
Önemli
olan her an şuurlu bir şekilde ve belli bir noktaya, hedefe
doğru yürümektir. İdrâkın kadarıyla yanlışlardan
korunursun... Nasıl yakacağını idrak ettiğin ütüye
dokunmazsan sana pişmanlık verecek yanlıştan da kendini öylece
korursun...
![ara.jpg (366 bytes)]()
Hacca
gittiğimiz zaman. “Arafat” dan, anamızdan doğduğumuz günkü
kadar bütün günâhlarımızdan arınmış olarak sâf, temiz bir
hâlde geri dönüyoruz.
Peki?.
Bu güzel şey de ancak, Allah’ın kendisine büyük imkân tanıdığı
bir kimse ise, bu şansa sahip
oluyor.
Hacca
gidecek mâli imkânları elvermeyen bir kişiyi
düşünelim....
O
kişi Allah’a imân ediyor. Rasûlullah’a imân
ediyor.
Ama, gayet doğal olarak beşer olduğu için de çeşitli
eksikleri, noksanları, kusurları, yanlışları vs.
var.
Bilerek
veya bilmeyerek işlediği çeşitli kusur ve yanlışların
getirdiği günahlarla da bezenmiş bir halde...
O
zaman, bu kişinin kurtulma şansı nedir? Kendini nasıl
kurtaracak?. Ne yapması
gerekiyor?.
Böylesine
imân sahibi olan kimselere Cenâb-ı Hak, bir yol göstermiş ve
kolaylık sunmuş. Bu kolaylığı bize Hz.Rasûlullah,Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa
s.a.v. şöyle bildiriyor :
“Kılınan
her vakit namazı, kendisinden önceki namazla arasında işlenmiş
olan bütün günâhları siler, temizler, arıtır.”.
Ve bunun misâlini de
şu şekilde veriyor.
“Sizin
evinizin önünden bir ırmak aksa ve siz bu ırmağa günde beş
defa girip çıksanız, üzerinizde hiçbir kir, pislik kalır
mı?
Nasıl
ki, günde beş defa yıkanan birinin üzerinde maddi bir kir,
pislik kalmazsa, aynı şekilde günde beş vakit namazını eda
eden kişinin de üzerinde günâh kiri
kalmaz.”
Ama,
burada bir incelik var. Bu anlatımda dikkat etmeniz gereken
bir püf nokta var:
Yine
Hz. Rasûlullah buyuruyor ki:
“
Fâtiha’sız namaz olmaz! “
Namazı
edâ etmiş olmanın ana şartı, her rekâtta Fâtiha sûresini
okumaktır. Nedir o Fâtiha sûresi bir kez
okuyalım;
Bismillâhirrahmanirrahim
elhamdulillâhi rabbil âlemin.............. veleddââlliyn
âmin.
“Eğer
bu, namazda okunmazsa o namaz yerine gelmiş, edâ edilmiş
olmaz” diyor, Hz. Rasûlullah. Ve, yine buyuruyor
ki:
“Namaz,
mü’minin mi’râcıdır.”
Buradaki
“namaz mü’minin mirâcıdır” ifadesini iki yönlü ele almak
lâzım.
Namazın
mi’râc olması
Mi’râcın
namaz olması
Namazın
mi’râc olması ne demek?.. Mirâcın namaz olması ne
demek?..
Edâ
edilen her namaz, kendisiyle öncekilerin arasındaki günâhların
affına vesile oluyor.
Günün
her hangi bir vaktinde, ansızın ölebilirsin. Öldüğün anda
artık ana-baba, eş. çocuk, koltuk, iş, para, mal-mülk gibi
değerlerin hiç geçerliliği kalmayacak. Tek başına başka bir
âlemde ve ortamda olacaksın.
Bu
ortama, dünyada yüklediğin tüm beşeri yükler ve günâhlarla
gitmek mi ;Yoksa, bütün bu beşeri yaşamdaki günahlarından
arınarak, temizlenerek gitmek mi evlâ?
Evvelâ
buna bir karar vermek lâzım!.
Eğer,
günâhlardan arınmış, temizlenmiş olarak gitmek istiyorsak,
bunun en kolay yolu günde beş vakit namazı, vakitlerinde edâ
etmektir.
Şöyle
dediğinizi işitir gibi oluyorum;
“Eee
canım, Allah ona para vermiş, imkân vermiş. Hacca gitti, bütün
günâhlarını sıfırladı geldi. Benim param olmadığı için
gidemedim!.”
Senin
paran yoksa, imkânın yoksa Cenâb-ı Hak sana da beş vakit
namazı ihsan buyurdu. Günde beş vakit edâ ettiğin zaman her
bir namaz arasındaki günahlardan temizlenip, arınıp,
sıfırlanıyorsun!.
![ara.jpg (366 bytes)]()
|
BÜTÜN
GÜNAHLARIN BAĞIŞLANMASINA SEBEP OLAN
ÂYET
“İYYÂKE
NA’BUDÜ VE İYYÂKE
NESTAİN”DİR! |
Peki?..
Bu beş vakit namaz da neye
bağlı?..
Fâtiha’nın
okunmasına bağlı!.
“Fâtiha’sız
namaz olmaz!..”
Fâtiha
sûresinde ne var ki, Fâtiha’sız namaz
olmuyor?.
Kur’ân
‘ın diğer sûrelerinde olmayıp da sadece Fâtiha sûresinde olan
ne?.
Fâtiha
sûresinin en önemli en can alıcı
âyeti;
“İyyake
na’budü ve iyyake nestâiyn.”
dir.
İnsanın
bütün günâhlarının bağışlanmasına sebep olan âyet, “iyyake
na’budü ve iyyake nestaiyn” ayetidir. Niçin?..
Buna
girmeyeceğim… Herkes kendi bünyesinde, kendi ilmine göre,
kendi mertebesine göre düşünsün
araştırsın!..
Ama,
buradaki sırrı size söylüyorum. Buradaki sır “iyyake na’budü ve iyyake
nestaiyn” dir. Onun için namazda Fâtiha’yı okurken
özellikle bu âyeti düşünerek okuyun!. Üstünde durarak
okuyun!.
Namaza
durduğunuz zaman ezbere, düşünmeden, bir teyp gibi değil!.
Namazı
düşünerek, üstünde durarak okursanız farkını ve faydasını
mutlaka görürsünüz.
Bu
masayı üstün körü, şöyle bir silmek var! Bir de bastırarak,
işine önem vererek silmek var. Ehemmiyet vererek silersen
tozu, masa daha iyi temizlenir.
“İyyake
na’budu ve iyyake nestaiyn”
âyetini de düşünerek, anlayarak, hazmederek tekrar edersen,
mermerin üzerindeki kirleri böyle almışın gibi bütün
günâhlarından arınır, temizlenir, pâklanır ve o namaz
sonrasında vefât edersen, o namaza kadar olan bütün
günâhlarından arınmış olarak âhirete intikal
edersin...
Böyle
bir kısmeti -böyle bir şansı, imanı olan hiç kimse
tepmez!
Öyleyse,
bize verilen beş vakit namaz nimetini çok iyi
bilelim.<