 |
.gif) |
|
.gif) |
.gif) |
.gif) |
.gif) |
.gif) |
.gif) |
|
.gif) |

|
Kararınız ne olursa olsun acı çekeceğinizi
bildiğiniz durumlarda, bir karara varmak çok güçtür.
Özellikle sevgi ilişkilerini bitirirken, ayrılıkların da
başlangıcında. Bir şey olur, bir şey yaşanır ya da olması
gereken gerçekleşmez. İşte o zaman içinden bir parça kopar
insanın. "Bu bana göre değil, hak etmiyorum ben bunları"
diye düşünür.
Aşk varsa, sevgi oluşmaya başlamışsa,
başını hızla bir yere vurduğunda hissettiği acıdan daha
keskin bir acı kaplar ruhunu. İsyan etmek, bağırmak,
çağırmak, "kendine gel, yaptığını fark et" demek ister.
İlk sarsıntı bazen bir kucaklaşmayla, bazen bir özür ya da
özrü sembolize eden bir davranışla, daha kötüsü bazen hiç
konuşulmadan geçer gider. Ama ardı arkası kesilmiyorsa
incinmelerin ya da farklılıklardaki yansımaların,
yürekteki acı büyür iyice. Ve başlar çatışma.
Yürek, ilkel toplumlardaki tamtamların çığlığıyla
sarsılırken, akıl yüreği sakinleştirmeye, çözüm üretmeye
çabalar. Paramparça hisseder kendini insan. Benliğe,
doğrulara, sağlıklı birlikteliğe duyulan özlemle,
sevgiliye duyulan özlem arasında takılı kalır. İlkel
çalgıların ve çığlığın ritmi artarsa eğer, yani var olanlara
yenileri eklenirse, akıl daha çok frene basar. Bu kez
"kendine gel !" denen, kendisidir. Çünkü aynada görülen,
göz kapakları düşmüş, dudakları sarkmış yüz, artık mutlu
degildir.
Yapılacak tek bir şey vardır. "Ya olduğu
gibi kabul et ve acı çekme ya da çık git." Bilir bilmesine
bunu yürek de, gitmeyi istemez. Bedenini uzaklaştırmayı
değil, onu göğsüne sokmayı ister. Sarılmak, daha çok bir
olmak.
Hele bir de paylaşılan zaman ve yaşam parçaları
çoksa, umutlar ve hedefler beraber konduysa, emek
harcandıysa var olmak için, daha da güçleşir gitmek. Tüm
bunlar yaşanırken benlikte ve ruhta, artık bir arada
oluşun da tadı kalmaz. Çünkü, ne, bir olunabilir bu
sorularla, ne de gidilebilir bu özlemle. Tamtamın sopası,
her soluğa denk düşer böylesi zamanlarda. "Seni Seviyorum"
o ilkel sestir aslında. Sevgi yener mi aklı? Bazen. Ama
hep o incinmeye, yeniden hayal kırıklığına uğramaya hazır
oluş halde sürer ilişki. Kişi, bilir bir gün bağların
kopacağını. Sadece süreyi uzatmaya, kopuşu geciktirmeye
yarıyordur davranışları.
Bazen de akıl galip çıkar,
yüreği de yanına çekerek. "Tamam" diye düşünür insan. "Onu
çok seviyorum. Bedeninin sıcaklığını, sarılmasını
özlüyorum. Ama kumaşın dokuması farkli işte. Tutmuyor
birbirini. Farklılıklar, olanlar ya da olmayanlar bu kadar
sarsıyorsa beni; kendimi, 'ben'ime olan saygımı korumak
için bitirmeliyim ilişkimizi."
Ve geriye dönüp
yaşananlara bakar. "Denemediğim yol kalmış mı? Yeterince
süre vermiş miyim sorunların çözümü için? Çaba göstermiş
miyim gerçekten?" diye sorar. Her şey denenmişse bile, son
bir sanş vermeden ilişkiye, çıkıp gidemez. "Şu olaya, bu
zamana kadar yaşarım, yaşatmaya çalışırım sevgimi. Tekrar
oturur konuşur, anlatmaya, anlamaya çabalar,olamazlığına
emin olmadan koparmam içimdeki duyguyu"diye düşünür. Ve
yaşar.
Eğer sevgi gerçekse, kişilikler sağlıklıysa,
farklılıklar aşılamaz boyutta değilse, çözülür sorunlar.
Ama aksi durumda, tek yol kalır hayatta. Gidiş. Hem de
gelişi olmayan bir gidiş. Denenmiş elbisenin provasının
olmayacağını bilerek, geride hiçbir şüphe, akılda hiçbir
keşke, yürekte hiçbir ümit bırakmadan, çıkıp gidilir.
Acı çekilmez mi? Hem de nasıl çekilir. Yine de bilir
ki insan, beraber olduğu sürece hep acı çekecek., acı
çekme ihtimaline karşı hep tetikte duracak, mutluluk,huzur
üretemeyecek.
Bu yüzden haykırır yüreğinin olanca
gücüyle: "Hadi şimdi vurun bakalım tamtamlar. Şimdi daha
hızlı, daha güçlü çığlıklar atın. Başka ses duyamaz hale
getirin beni. Ama ben gidiyorum. Çünkü bir süre sonra
susacağınızı biliyorum. Alın bir vuruş da benden. Biten
ilişkiye, gönderilen sevgiliye, içimdeki acıya! Yine de
gidiyorum."
| | |
.gif) |
.gif) |
.gif) |
.gif)
|
|
|
|
|
| |
.gif) |
 |
|